5 Haziran 2011 Pazar

Şarkılar Ada'yı söyler






9 Haziran'da Ada Müzik'in 25. yılı şerefine birçok müzisyen Açıkhava'da '25 Yılın Şarkıları'nı söyleyecek.



NAİM DİLMENER - naimdilmener@gmail.com

Ada Müzik 25. yılını kutlama hazırlıkları içinde. 9 Haziran’da, Harbiye Açıkhava’da gerçekleşecek konserde, çok sayıda kayda değer isim yer alacak. ‘Ada’yı Çeyrek Geçe’ olarak adlandırılmış bu gecede; Birsen Tezer, Bulutsuzluk Özlemi, Bülent Ortaçgil, Grup Gündoğarken, Gürol Ağırbaş, Hüsnü Arkan, Jehan Barbur, Mavi Işıklar, Mor ve Ötesi, Replikas, Yeni Türkü, Zuhal Olcay gibi çok sayıda mühim ve ayrıksı isim sahnede olacak. “Ayrıksı” da lafın gelişi değil. Bu sözcük 25. yılı kutlanacak Ada’yı en iyi tarif edebilecek sözcük.
Daha ilk gününden itibaren farklı hatta kimselere benzemez bir firma, bir yapım şirketi olacağının sinyallerini veren Ada’nın kuruluş sebebi de herkes gibi değildi. Şu an MÜYAP’ın başında bulunan Bülent Forta ve kendisi gibi müziğin hasına gönül vermiş yakın arkadaşları tarafından, asıl ve tek amaçları para kazanmak olan, her teklif ya da projeye mecburen bu gözle bakan firmaların şans vermediği türlere, isimlere, albümlere şans tanımak ve onları, tıpkı kendileri gibi “müziğin hasını” bekleyen kitlelere ulaştırmak amacıyla kuruldu. Ekonomik krizler kimi zaman inişlere ya da yerinde saymalara sebep olduysa bile, 25 yıl boyu bu ilkelerinden ne vazgeçtiler ne de ödün verdiler.
Plakçılar Çarşısı’nda bir “darbımesel” haline dahi geldiler. Biraz sıradışı, biraz farklı bir albüm ya da projeyle karşılaşan diğer firmaların ilk sarf ettikleri cümle şu olmaya başlamıştı: “Bu tam Ada’nın yayınlayacağı bir albüm!”

Bu toprakların bütün insanları
Öyleydi de hakikaten. Bir albümü yayınlayıp yayınlamamaya karar verecekleri zaman, “Satar mı satmaz mı, para kazandırır mı kazandırmaz mı?” benzeri “ekonomik” tasaları hiç olmuyordu. Tam da bakılması gereken yerden bakıyorlardı mevzuya: “Bu albüm yayınlanmaya değer mi, değmez mi?” Hiç şüphesiz, “değer” ile ilgili düşünür ve karar verirken, “müzik” birinci kıstaslarıydı. Ama yalnızca bu değildi. Şu ya da bu biçimde şans verilmemiş genç bir rock grubu (Mor Ve Ötesi mesela, ilk albümleri dahil, çoğu albümlerini Ada yayınladı), günün hakim çizgisine uymadığı için satmayacağı belli bir şair yaratıcı (Bülent Ortaçgil mesela, Ortaçgil’in 7’den 70’e herkesin kalbine yerleşmesinde, bu firmanın Ortaçgil’e yürekten inanmasının katkısı büyüktür) ya da politik tavrını şarkıların orta yerine yerleştirdiği için piyasanın geneli tarafından riskli, hatta kızıl bulunmuş bir grup (Bulutsuzluk Özlemi mesela, Nejat Yavaşoğulları’nın her birimizin birer kızıl bayrak kapmasına sebep olan o başkaldırı şaheserleri, Ada olmasa biraz zor ulaşırdı bize) ve benzerlerine “yaşam hakkı” veriyordu.
Her şeyi de, hemen herkesten önce, daha kimselerin aklına gelmemişken ya da akıllara gelmiş ama inandırıcı ve makul kabul edilmemişken yapıveriyordu. ‘Eski 45’likler’ serisi mesela. Buna başlamaya karar verdiklerinde, ortada “nostaljinin N’si” dahi yoktu. Henüz herkes, “vur patlasın çal oynasın” durumunda ve “günün popu”nun peşindeydi o yıllarda. Bu dizinin ilk albümü olan Ayten Alpman 2000’de yayınlandı ama dizinin yapım kararı 1998’de alındı ve çalışmalar da aynı yıl başladı. Bu diziye karar verilen toplantıların birinde, dizinin danışmanı olan bu satırların yazarı dahi, “Emin misiniz, henüz ortada eski şarkılara yönelik bir talep dalgası görünmüyor” demiş olmasına rağmen diziye başlama kararı alınmış ve işe girişilmişti. Ayten Alpman, Hümeyra, Mavi Işıklar ve diğerleri... Bulunduğumuz noktadan şu çok net görülebiliyor artık: Bülent Forta ve firması, herkes ama herkesten önde koştu.

Ve bütün dilleri
Politik nedenlerle ağır bir ayrımcılığa uğrayanların da soluk alıp verebildiği bir yer oldu Ada. Her dile, her renge açıktı. İnternet sitelerinde de (www.adamusic.com.tr) belirtildiği gibi Kürtçe, Çerkezce, Hemşince, Rumca albümler yayınladılar. Doğru insanların inşa ettiği bir çatının altında doğru tavırlar alınıyor, pozitif ayrımcılık yapmaktan hiç imtina edilmiyordu. O güne kadar engellenmiş olana, baskı altında tutulana, görüldüğünde bin metre kaçılana bütün kapılarını ve gönlünü açıyordu bu firma: “Gelin, ne olursanız olun, gelin”. Tek başına ‘Anlat’ albümü bile, Ada’nın bu konudaki tavrını dosta düşmana göstermeye yeterlidir. Prodüktörlüğünü Ali Nafile’nin, miks ve mastering’ini ise, müzik piyasasındaki herkes tarafından bir efsane olarak kabul edilen İhsan Apça’nın yaptığı bu albümde, bu topraklarda boy vermiş her “dil” kendine yer buldu, türküsünü söyledi.
9 Haziran’da Açıkhava’da ‘25 Yılın Şarkıları’ söylenecek. Bülent Forta ve ekibi “para üzerine” kurulu bir işi, “kalp üzerine” taşımayı başardı. Gerçekten hayal ötesi. O gece kaç olacağız sayıl(a)mayacağız, çok olacağız. Kutlu olsun.

RADİKAL

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder